Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2010 Cuma

10 numara

Arjantin'in 10 numarası: Lionel Messi


– Maradona mı, Pele mi tartışmasını bu çocuk bitirecek.


Bu söz, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcularından biri olan Diego Armando Maradona'ya ait. Sözün ithaf edildiği kişi ise Lionel Messi.

Bu sözün temeli, Maradona ve Pele karşılaştırmasına dayanıyor. Farklı zamanların futbolcuları olmalarına rağmen -ki Pele 37 yaşındayken futbolu bıraktığında Maradona futbola başlayalı henüz bir yıl olmuştu- sıkça mukayese edilir bu iki büyük yıldız. Örneğin FIFA'nın verdiği Asrın Futbolcusu ödülünü ikisi paylaştı: Jüri Pele'yi seçti, internet oylamasında ise Maradona açık ara birinci çıktı.

Ronaldo, Zidane, Figo kuşağından sonra dünyada yeni bir yıldız arayışı ortaya çıktı. Dünya 2004'ten sonra Ronaldinho'ya kilitlendi ama 2006 Dünya Kupası'nda -belki de beklentilerin çok yüksek olmasından dolayı- Ronaldinho hayal kırıklığı yarattı. Sonra birkaç değişik isim üzerinde daha duruldu.

2007 yılında dünya kamuoyunun dikkati iki genç futbolcuya yöneldi: 22 yaşındaki Portekizli Cristiano Ronaldo ve 20 yaşındaki Arjantinli Lionel Messi. O yıl Yılın Futbolcusu ödülü Kaká'ya giderken, ikinci Messi, üçüncü ise C. Ronaldo oldu.

Bir yıl sonra 2008'de Messi yine ikinci sıradayken, C. Ronaldo birinciliğe yükseldi. Üçüncü ise Fernando Torres'ti. Ve son olarak geçen yıl, bu kez Yılın Futbolcusu ödülü Messi'nindi. C. Ronaldo ikinci olurken, Xavi üçüncü oldu.

Lionel Messi dün 23 yaşına bastı. Ne mutlu ki Messi'ye, kuşağının en iyi futbolcusu olarak anılıyor bugün. Ne mutlu ki bize, böyle büyük bir futbolcunun oyununa tanık olabiliyoruz ve inşallah yıllar yıllar daha izleyebileceğiz Messi'yi.

Maradona ve Pele arasındaki karşılaştırmanın bir benzeri bugün Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo arasında yapılıyor. Bu karşılaştırma ileride de devam eder mi bilinmez ama şu söze katılmamak elde değil: Messi, bu adam neyin nesi...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Dünya'yı sırtında taşıyan Atlas

Portekiz - Kuzey Kore maçının son 20 dakikasını izleyebildim; ancak 3 gol ve pek çok gol pozisyonu gördüm. Şimdilik maçın ufacık bir kısmına değineyim; çünkü bu maçla ilgili yazacak çok şey var -ve yazılmayı bekleyen tonla konu da duruyor aklımın bir köşesinde...

Cristiano Ronaldo'nun
Cristiano Ronaldo'nun "sırt asisti"

Portekiz'in altıncı golü çok ilginçti. Cristiano Ronaldo, kaleciyi çalımlamaya çalışırken top zıpladı ve Ronaldo'nun sırtından sekerek önüne düştü. Sekti diyorum; çünkü "topu sırtıyla kontrol etti" gibilerinden yorumlar okudum ve bunlara pek katılamayacağım. Bu "sırt asisti"nden sonra, çerçeveyi bulan bir şut çekmek kaldı Ronaldo'ya.

Bu sahne aklıma Yunan mitolojisindeki Dünya'yı sırtında taşıyan Atlas heykelini getirdi. Bu çağrışımı yaptıran şeylerden biri Nike'ın reklam amacıyla Madrid'in ortasına bir günlüğüne diktiği 10 metrelik Cristiano Ronaldo heykeli olabilir.

15 Haziran 2010 Salı

Dişe diş bir mücadele ve kördüğüm

Turnuva başlamadan önce maç çizelgesine baktığımda dikkatimi çeken maçlardan biri bugün (15 Haziran) oynanan Fildişi Kıyısı* - Portekiz maçıydı. Biri hızlı, diğeri teknik iki takımın çata çat bir mücadelesi olacak gibi duruyordu. Ölüm grubu olarak adlandırılan G Grubu'nda avantaj yakalamak için iki takımın da kazanması gerekmekteydi.

Eduardo'nun ulusal marş performası

Başlama vuruşundan önce ulusal marşlar okunduğunda sıra Portekiz'deyken kameraların odaklandığı kişiler Portekiz kalecisi Eduardo ve hemen yanı başındaki Cristiano Ronaldo oldu. Kollarını yanındakilerin omzuna atan Eduardo'nun öyle bir marş söyleyişi vardı ki, bizim Alpay Özalan'ı hatırlattı bana :)

Maç güzel bir tempoda başladı ancak performanslar git gide düştü. Tabii bunda Fildişi Kıyısı'nın aşırı sert oyununun da etkisi vardı. Ne zaman bir Portekizli topu kapsa, birkaç saniye içinde yerde buluyordu kendini. Bu sertlik aslında Fildişililerin doğasında var ve takımın başına henüz birkaç ay önce geçen Sven-Göran Eriksson, bu oyun sisteminde bir değişiklik yaratmamış.

İlk yarıda iki takım da birbirinin kalesine yaklaşamadı. Bu yarıdan en akılda kalıcı şey Cristiano Ronaldo'nun uzaklardan çektiği sert şuttu. Şut sol direkte patladı ama gol olmuş kadar heyecan yarattı.

İkinci yarıda Portekiz'in temposu düştükçe düştü. Fildişi Kıyısı futbolcuları ise git gide kırıcı oynamaya başladı.

Maçın mücadele ve futbol açısından en keyifli geçen kısmı son 10 dakikasıydı. 82. dakikada Gervinho'nun yerine giren Galatasaraylı Abdül Kader Keita'nın lokomotifliğini üstlendiği Fildişi Kıyısı, bu andan itibaren sürekli saldırıya başladı. Portekiz kendi sahasına çekildi ve maç tek kaleye döndü. Bu maçta uzun süre yedek kulübesinde bekleyen Keita'nın Brezilya maçında ilk 11'de yer alabileceğini düşünüyorum.

Birkaç hafta önce Japonya'yla oynanan hazırlık maçında sakatlanan ve kolunda kırık oluşan Didier Drogba ise kolundaki özel alçısıyla yedek kulübesindeydi. 66. dakikada oyuna girdi ama sakatlığının fiziksel ve ruhsal etkisinden midir bilinmez, iyi bir oyun sergileyemedi.

Portekiz'i ele alırsak, bir 'ağabey'sizlikten söz etmek gerek. Şu anki Portekiz milli takımında, takımı çekip çeviren bir 'ağabey' yok. Daha önce bu görevi Luis Figo ve Rui Costa üstleniyordu. Bu deneyimli ve yol gösterici denebilecek futbolcuların eksikliği fazlasıyla hissediliyor bence.

Fildişi Kıyısı futbolcuları arasına Cristiano Ronaldo

Fildişili savunmacıların sürekli üstüne oynadığı ve maçın adamı seçilen Cristiano Ronaldo ise kötü bir performans sergilemedi ama çok da iyi değildi. Maç boyu gergin bir tavır sergiledi. Real Madrid'te sergilediği sanatsal oyununu ortaya koyamadı. Bunda Portekiz'in takım uyumundaki sorun ve rakibin sert oyununun da etkisi var tabii.

Maçın Uruguaylı hakemi Jorge Larrionda'ya da biraz değinelim. Kendisini pek başarılı bulmadım. Bazı pozisyonları gözden kaçırdı ve bazı durumlarda gereken davranışları gösteremedi. Bence 90+3'te, Fildişi Kıyısı'na o son korneri kullanması gerekirdi. Gerçi bu seneki Dünya Kupası'nın daha önceki maçlarında da benzer kararlar gördük; hakemler, verdikleri uzatma dakikalarına çok dikkat ediyor ve devam eden atakları bile kesiyorlar.

Maçı anlatan TRT sunucusu ise, sahayı bizden daha iyi okuyabilme imkanı olmasına rağmen oyundan kopuktu. Hakemin verdiği kararları yanlış anladı, yedek kulübesinde olan biteni doğru algılayamadı vs... Maç heyecanında bunlar olası şeyler ancak bu hatalar yapılmasa daha iyi olmaz mıydı?

Yağmurlu bir maçta alınan bu beraberlik, iki takıma da yaramadı ve ölüm grubundaki kördüğüm yine devam etti. Bence bu kördüğümü çözse çözse -2002'de Türkiye'nin grubunda olduğu gibi- yine Brezilya çözebilir. Bakalım önümüzdeki maçlar ne getirecek...**

Not: Maçta olan bitenler için FIFA'nın sayfası.
____________
* Fildişi Kıyısı'nın orijinal adı "Côte d'Ivoire" ve ülke, adının bu şekilde kullanılmasını istiyor, ancak pek çok dilde bu adın çevrilmiş hali kullanılıyor. Türkçede Fildişi Kıyısı ya da Fildişi Sahili olarak geçiyor bu ülke, ben "kıyı"lı olanı tercih ettim.
** Bu yazı Brezilya - Kuzey Kore maçı başlamadan önce yazılmıştır.